Tuz ve Edebiyat
Tuz ve Edebiyat

Tuz ve Edebiyat

 

 
 
Halk edebiyatımızda bir başka benzerlik: tuz ve karabiberi de kattığımız şeyin hoş olmasıdır. Örneğin hayatın tuzu ve biberi – onun güzellikleri anlamına gelmektedir. Ancak eksikliği de kötü ve tadsız olur. Tuzsuz olan şey bizde genellikle hoş olmaz. Tuzsuz olan kişi ise gerçekten bir ağır ceza oluyor. Ne güler, ne anlar şakadan. Macarca'da özellikle evlenmemiş ve yaşı ilerlemiş kadınla ilgili kullanmaktadır. Hem halk inancımızda hem geleneklerimizde tuzun rolü besleme ile ilgilidir. Bir sembol olarak refah, iyi bir yaşam, zenginlik, ya da yeni hayatı anlamına da gelebilmektedir. Ancak klasik eski devirden beri Avrupa'da böyle bir anlamda kullanmış olduğuna sık sık rastlanılır. Ekmekle beraber yeni evlilere sunduklarında iyi bir geleceğin dileğini ifade etmektedir. Ayrıca yeni dünyaya gelmiş bir bebeğin yıkamasına hazırladıkları su içine de biraz tuz katılırsa, bebeğe nazar değmez anlamına gelmektedir. Ölülerine anarken Macar halkı genellikle ekmekle biraz tuz ile su sunmaktadır. Yeni eve taşımadan önce giriş kapısının eşiği altına biraz tuz koymuşsa oradaki hayatı daha mutlu olacakmış.
 
Her ne kadar tuhaf gelirse de Macarlarla Türklerin tuzla ilgili inançlarında da benzerlik var. O da Macarların yurt tutmadan, Karpatlar Havzasına yerleşmeden önce yüzyıllar boyunca Türklerle beraber yaşadıklarından ve ortak bir kültür oluşturduklarından kaynaklanmaktadır. 
 
 
Tuz ile ilgili çıkan kitaplar…
Baldaki Tuz – Yaşar KEMAL – 1961
Tuz Yangını – Mehmet AKAR – 2009
Bir Tuz Denizi Şarkısı – Hugo PRATT – 2008 
Kent ve Tuz – Gore VITAL – 2010 
Saçtaki Tuz - AVİ - 2009
Tohumlar Tuz İçinde – Hasan Hüseyin KORKMAZGİL – 1995
Tuz Günleri – Orhan ALKAYA – 2004
Tuz Hakkı – Hikmet NEŞRİYAT – 
Tuz Kitabı – Emine GÜRSOY NASKALİ – 2004
Tuz Saraylar – Serap GÖKALP – 2010 Yaşamın Gizemi Su ve Tuz – Yücel AYDEMİR – 2009 Tuz İnsanlığın Tuzlu Tarihi – Mark KURLANSKY – 
Tuz Yangını – Mehmet AKAR – 2009
Yaraya Tuz Basmak – Atilla İLHAN – 2007
Yaraya Tuz Bastım – Tuncay ÖZKAN – 2007
 
Halk Âşıklarının Dilinde Tuz
Tuz, bütün Türk topluluklarında kutsal sayılan bir madde olarak dikkat çeker. Bu özelliğinden dolayı tuzun folklorumuzda önemli bir yeri vardır. Halk hikâyeleri, halk şiiri masal, bilmece vb. bir çok halk edebiyatı türlerinde tuz bir motif olarak işlenmiştir. Dilimizde tuz sözcüğünden türetilen ya da içinde tuz sözcüğünün geçtiği bir çok atasözü ve deyim bulunmaktadır. Halk âşıkları da tuz sözcüğünü ve tuz sözcüğünden oluşmuş bir çok deyimi şiirlerinde kullanmışlardır. Bu çalışmada halk şairlerimizin şiirlerindeki tuzla ilgili deyim ve söyleyişlere örnekler verilmiştir. 
 
Halk edebiyatının en yaygın ve en güzel dalı halk şiiridir. Halk şiirimizde halkımızın duygu ve düşünceleri en güzel, en doğal şekilde yerini bulmuş, folklorumuza ait unsurlar ayrıntılı olarak işlenmiştir.
 
Tuz, bütün Türk topluluklarında kutsal sayılan bir madde olarak dikkat çeker. Bu özelliğinden dolayı tuzun sözlü kültürümüzde önemli bir yeri vardır. Halk hikâyeleri, halk şiiri masal, bilmece vb. bir çok halk edebiyatı türlerinde tuz bir motif olarak işlenmiştir. Dilimizde tuz sözcüğünden türetilen ya da içinde tuz sözcüğünün geçtiği bir çok atasözü ve deyim bulunmaktadır. Türkçemizdeki sözcük ve deyimlerin en orijinal ve en zengin kullanılış şekillerine halk şiirimizde rastlarız. Halk kültüründe tuz ve tuzla ilgili kavramların yer alması sebebiyle tuz sözcüğü ve bu sözcükten türetilen söyleyişler halk şairleri tarafında şiirlerinde zaman zaman kullanılmıştır. 
 
Sağına soluna al yeşil takın 
Unutmazsan yeter tuz ekmek hakkın 
Etme bu kadar ah durağım yakın 
Gelirim görmeye ağlama dedim
 
Derdiçok
 
Şimdi olamıyom ben dosta yakın 
Adam unutur mu tuz ekmek hakkın 
Çok durma burada sen seni sakın 
Bura dört çevrenin avlığı turnam
Derdiçok
 
Tuz ekmeği helal eyle sevdiğim 
Gayri sizin elden göçer giderim 
Bundan sonra bana gülmek haramdır 
Boyuma kara don biçer giderim 
 
Derdiçok
 
Şairimiz başka şiirlerinde "Tuz ekmeği helal etsin yoldaşlar, Tuz ekmeği helal edin gâziler, Tuz ekmeği helal edin kardaşlar" söyleyişlerini kullanmaktadır.
 
20. yüzyıl halk âşıklarımızdan Hasretî tuz ekmek hakkını unutmadığını belirtir:
Kıymet bilmek gerek bu tatlı canın 
Sefa sürmek gerek şöhret ve şanın 
İkramın gördüğüm sadık irfanın 
Ekmeği bendedir tuzu bendedir 
 
Hasretî
 
Halk şiirimizin güçlü söyleyişlere sahip ozanı Pir Sultan Abdal tuz ekmeğini yediği kişiye karşı hoşgörülü olunması gerektiğini vurgular. Şiirde bu durum şu şekilde dile getirir:
 
Bir kardaşa meyil verip 
Tuz ile ekmeğin yiyip 
Azıcık noksanın görüp 
Tez başına kakma gönül 
 
Pir Sultan Abdal
 
Bir başka şiirinde Farsça söyleyişiyle nan u nemek şeklinde aynı deyimi kullanır:
Pir Sultan'ım bu ne demek 
 
Hiç cahile çekme emek 
Hazır pişmiş nan u nemek 
Yedirenin demine hu 
 
Pir Sultan Abdal
 
Âşık Karahanlı tuz ekmek hakkının gizli kalmayacağını şu dörtlüğünde dile getirir:
 
Dost gerek dostuna eylik eylesin 
Ekmek gizli kalmaz tuz gizli kalmaz 
Ayetin firdevste gönül eylesin 
Elif gizli kalmaz cüz gizli kalmaz 
 
Karahanlı
 
"Tuz Ekmek hakkı" deyimin zıddı olarak kullanılan tuz ekmek haini deyimi de 'ekmeğini yediği iyiliğini gördüğü kişiye ihanet kötülük eden kimse' anlamında kullanılmaktadır. 
Bir ilenç olarak kullanılmakta olan olan tuz ekmek hakkını bilmeyen kör olsun ifadesi de Türkçemiz içinde kullanılır. Halk inanışına göre, iyiliği görülen ekmeği yenilen kişiye karşı saygısızlık ve hainlik eden kimseyi Allah cezalandırır. 
Karacaoğlan, tuz ekmek yenilen yani iyiliği görülen yere hıyanetlik yapılmayacağını dile getirir.
 
Ararsan var kalbin ara 
İller sana ne der göre 
Tuz ekmek yediğin yere 
Hıyanetlik etmek olmaz 
 
Karacaoğlan
 
Halk âşıklarımızdan Şeref Taşlıova bir deyişinde tuz ve ekmek değerinin oluşması için gerçek âşık olunması gerektiğini ifade eder: 
 
Şeref der ki gerçek âşık olmayan 
Dert ortağı telli sazı çalmayan 
Yediğinin kıymetini bilmeyen 
Ekmek fayda etmez tuz fayda etmez 
 
Şeref Taşlıova
 
Seyrani de nan u nemek (tuz ekmek) hakkını bilenlerin kalmadığından şikayet ederek tuz ekmek hakkını bilmeyenin kılıç çalınmayacak kadar değersiz olduğunu ifade ederek tuz ekmek hakkı bilmenin önemine işaret eder:
 
Uyan deli gönül uyan 
Sokar seni kara yılan 
Kalmamıştır pek çok sayan 
Hakkın nân ve nemeklerin 
 
Seyrani
 
Anandan babandan beddua alma 
Anlar rızasından sen geri kalma 
Tuz ekmek bilmeze kılıcın çalma 
Bir de emanete etme hıyanet 
 
Seyrani
 
Levnî de Atalar Sözü Destanı'nda tuz ekmek hakkını bilmeyeni halden anlamaz olarak niteler ve dertlerin bu tür kişilere anlatılmamasını öğütler:
 
Dediler bu pendi sordumsa kime 
Tuz ekmek bilmeze halini deme 
Kül kömür ye, namert lokmasın yeme 
Gün olur başına kakar demişler
 
Levnî
 
18. asır saz şairlerimizden Şikârî de "Atalarsözü Destanı"nda "tuz ekmek ye" ifadesiyle basit ve sade yiyeceği kastediyor. Namert lokması yemektense "tuz ekmek" yenilmesini tavsiye ediyor:
 
Avrata oğlana sırrını deme 
Tuz etmek ye nâmert lokmasın yeme
Dağda gez belde gez namazın koma 
Namaz seni yolda komaz demişler 
 
Şikârî
 
Halk şairi için bulunduğu yerin maddi güzellikleri genel olarak tuz ekmek olarak kullanılmıştır. Ekmek bazı yörelerde 'etmek' şeklinde telaffuz edilir. Şair sılada hiç bir şeyden lezzet alamaz. Âşık Şenlik bir şiirinde tuz ekmeği bu anlamda kullanmıştır;
 
Sılayımış bu dizimin direği 
Cismimin cesetde titrer üreği 
Bu yerlerin tuz etmeği çöreği 
Haram olsun bunnan bele sevdiğim 
 
Âşık Şenlik
 
Âşık için her şey sevgiliyle vardır. Sevgiliden ayrı hiç bir şeyin tadı tuzu yoktur. Gevheri bir şiirinde sevgilisiz yenilen ekmek ve tuzun (nan u nemek) kendisine zehir olduğunu ifade eder:
 
Bana sensiz semdir bu nân u nemek 
Şimdi bana yardır bu çarh-ı felek 
Bimarlık mecruhluk dirsen ne dimek 
Başım üzre döner dolab oldu gel 
 
Gevherî
 
Bir başka deyişinde ise Gevheri sevgilinin gönlünde misafir olmayı diler ve misafir olması halinde kendisine yük olmayacağını ondan tuz ekmek istemeyeceğini ifade eder:
 
Müsafirhanende olamam mihman 
Gayet garibindir akl ü dil ü can 
İstemez senden gönül nemek ve nân 
Bir iki gün hanende mihmanın olsun 
 
Gevherî
 
Aynı söyleyiş bir başka şiirde şu şekilde kullanılmıştır:
 
Adalet tahtında ey şah-ı huban 
Cem eyle uşşakı divanın olsun 
İstemezler senden âb ü nemek nân 
Bir iki gün heman mihmanın olsun 
 
Gevherî
 
Türk halk şiirimizin başarılı temsilcilerinden Dadaloğlu sevgilinin nazları ve çektirdiği çileler sonucu "yaramı doldurdun ince tuzunan" diyerek yaraya tuz basmak deyimini kullanır. Şiirin devamında "Üstüne biber ektin öl deyi" ifadesi de yaraya tuz biber ekmek deyimi ile aynı anlamdadır.
 
Yüce dağ başında kar var buzunan 
Yaktın beni ağda ile nazınan 
Yaremi doldurdun ince tuzunan 
Üstüne de biber ektin öl deyi 
 
Dadaloğlu
 
Şairimiz bir başka şiirinde de sevgili uğrunda tuzluca göllere düşer, bu durumda yaralı olan şairin acısı katlanır:
 
Ebem şu dağları aştım da geldim 
Tuzluca göllere düştüm de geldim 
Mahmihri sevdasın tuttum da geldim 
Aman ebe kadın bana bir haber 
 
Dadaloğlu
 
Âşık Çerkezoğlu benzer bir ifadesinde "yarama derman isterken tuzlanırım" diyerek beklentilerinin aksine acısının arttığını vurgular:
 
Yarama derman isterken 
Tuzlanırım yazık bana 
Belki eğri gidiyorum 
Düzlenirim yazık bana 
 
Çerkezoğlu
 
Âşık Şenlik aklı noksan kişinin şap ile tuzu, (tuz burada tat anlamında kullanılmıştır) yani tatlı ile tuzluyu ayırt edemeyeceğini vurgular:
 
Eyyâmı tagayyür gören perişan olur hali 
İnsana merah getirir nadanın galmagalı 
Dayazı derine gatsan tanımaz hası hamı 
Ahlı nohsan bîkâmile şab da birdi tuz da bir 
 
Âşık Şenlik
 
Gevheri tadı tuzu kalmamak deyimini kullanarak yaşlandığını ifade eder:
 
Gevheri her şeyden çekildi elim 
Aşnâlık etmeden kesildi dilim 
Dal oldu kâmetim büküldü belim 
Ben bilirim tadım tuzum kalmadı
 
Gevherî
 
20. yüzyılın başarılı halk şairlerinden Âşık Veysel bala tuz katmak deyimini kullanarak yanlış iş yapan düzeni bozan, işin tadını kaçıran kişiler için kullanmıştır.
 
Şehvetle âşıktır kıza gelince 
Arı olan tuz katar mı balına 
Ebrişimden nazik ipek teline 
Takarlar çeşitli yalan âşıklar 
 
Âşık Veysel
 
Bir başka şiirinde aynı ifade tekrar kullanılmıştır:
 
Kimi yaya kimi atlı 
Kimi uçar çift kanatlı 
Dünya şirin baldan tatlı 
Eyvah balı tuza katmış 
 
Âşık Veysel
 
Âşık Azerî tuzu İbrahim peygamberin bulduğunu telmih ederek, fiilleri yapandan çok yaptırana dikkat çeker:
 
İsmail tam dünyan yoklarlar bizi 
Havada bulut var saymam yıldızı 
İbrahim peygamber bulmuştu tuzu 
Tuzlayan ben tuzlatana dikkat et 
 
Azerî
 
Âşık Merdanî, dostu için yapacağı fedakarlığı tuzun ateşte erimesine benzetiyor:
 
Tuz gibi ateşte eririm diyor 
Dost için canını veririm diyor 
Her yerde her şeyi görürüm diyor 
Ne göreni gördüm ne gören var
 
Merdanî
 
Divan şiirinin tesirinde söylediği bir şiirinde Erzurumlu Emrah, Klasik şiirde sevgilinin dudağının tuzlu olması mazmunu kullanır. Aşkının başkaları tarafından yerilmesine karşılık tuz ile aldatılarak boynundan tutulduğunu bir bakıma yakalandığını ifade eder:
 
Sakın tan itme Emrah ugraşursa merd-i aşkınla
Giribânun ne yapsın tuz ile hayevân tutmış 
 
Erzurumlu Emrah
 
Âşık Veysel ise sevgiliyi, tuz ile besleyeceği koyun gibi hayal eder: 
 
Kurulma sevdiğim güzelim deyin 
Bağlama karayı alları geyin 
Ben bir çoban olsam sen de bir koyun 
Beslesem elimde tuz ile seni 
Âşık Veysel
 
Olayların normal seyrinde gelişmemesinden şikayet eden Kara Mehmet "tuzlana tuzlana gitmek" deyimiyle terbiye oluşu, yerinde uygun olan davranışı kasteder:
Nedir niyet öyle oyun 
Nereden geliyor soyun 
Sahrada yayılan koyun 
Tuzlana tuzlana gider 
 
Kara Mehmet
 
Pir Sultan Abdal da bir şiirinde tuzlanmak terimini terbiye edilmek anlamında kullanır. Şiirde talibin (Bektaşi tarikatında tarikata girmeye istekli kişi) üstat bazı söyleyişlerde mürşit huzurunda terbiye edilmesi tuzlanma şeklinde ifade edilir:
 
Talibin özünü halleyle pişir 
Bu meydana çiğden lokma gelir mi 
Üstat nazarında tuzlanmayınca 
O lokmada lezzet karar olur mu 
 
Pir Sultan Abdal
 
Bazı yörelerde dünyaya gelen çocuklara tuzlu suyla yıkanırlar. Karacaoğlan da şiirinde bu şekilde tuzlandığını ifade eder:
 
Ben de bildim şu dünyaya geldiğim 
Tuzlandım da çaputlara belendim 
Bir zaman da beşiklerde eğlendim 
Anamın sütüne kandırdın beni 
Karacaoğlan
 
Seyrani bir başka şiirinde aşına tuz katmak deyimini kullanır. Şiirde, kendisine uygun olan kişilerle dostluk kurulması gerektiğini, aksi takdirde kurulan dostlukların sıkıntıyla sonuçlanacağına işaret edilir:
Kimi gözü gözüne kaşı kaşına 
Benzemezse tuzun katma aşına 
Bir gün şu cihanı eder başına 
Esir zindanından daha dar gibi 
 
Seyrani
 
Âşık Veysel ulaşılamayan sevgili için tuzlu deyimini kullanır:
 
Aşkın beni elden ele gezdirdi 
Çok dolandım bulamadım eşini 
Beni candan usandırdı bezdirdi 
Tuzlu imiş yeyemedim aşını 
 
Âşık Veysel
 
Derdiçok, bir başka şiirinde kendini başkalarını göstermek için pazara çıkan, gerçek niyetleri satış olmayan kişileri yerer. "Eldeki yüz dirhem tuzun" bahane oluşuna dikkat çeker.
 
Güzelim diyerek görünür göze 
Kırmızılık çalmış çokları yüze 
Elinde mahana yüz dirham tuza 
Kuruyor çarşıda bazar avratlar 
 
Derdiçok
 
Günümüz âşıklarından Günay Yıldız "Şam şemsebe tuz diyemem" ifadesiyle bir konuda acele karar vermemek, iyice inceleyip değerlendirmek anlamını kasteder.
 
Günay Yıldız gitmem lazım 
Dosta doğru satmam lazım 
İnceleyip tartmam lazım 
Şam şemsebe tuz diyemem 
 
Günay Yıldız
 
Tuz, içine katılan bazı şeylere lezzet verdiği için için tat anlamında da kullanılır. Âşık Tanrıkulu bu şiirinde, göründüğü gibi olmayan için "ne tuzun tuza benziyor" ifadesini kullanır, aşığımız gerçek tadı bulamamanın sıkıntısını bu şekilde dile getirir: 
 
Güç harcadın gücü verdin 
Başındaki tacı verdin 
Tatlı diye acı verdin 
Ne tuzun tuza benziyor 
 
Tanrıkulu
 
Âşık Mustafa, adının peygamber adı oluşuyla övünür, tuzun tat verdiğini hatırlatarak tatlı olan her şeyde kendisinin olacağını ifade eder: 
 
Âşık Mustafa'yım Hakk'ın tadıyım 
Mana aleminde resül adıyım 
Gönül sofrasının ben bir tadıyım 
Elde tuzda ara beni ey gönül 
 
Mustafa Aydın
 
Günümüzün usta âşıklarından Murat Çobanoğlu zamandan şikayet ederek bir şeylerin eksik oluşundan söz eder, lezzet alamamasını tuzun eksik oluşuyla ifade eder.
 
Böyle mi dünyada bilmem adalet 
Ne muhabbet kaldı ne de sehabet 
Gönül sofrasından almadım lezzet 
Acaba yemekte tuz mu kalmadı 
 
Çobanoğlu
 
Kul Nuri ise gerçek tattan anlayan insanların olmayışından şikayet eder.
 
Neden ise hiç kanaat kalmadı 
Çoktan azdan anlayanı görmedim 
Ya nasıl olacak sohbetin vardır 
Özden tuzdan anlayanı görmedim 
 
Kul Nûrî
 
İşi bilen kişilere duyulan özlemin dile getirildiği bir başka deyişte Âşık Erdalî şöyle seslenir:
 
Her gelen bir yara açtı 
Bilenler bu işe şaştı 
Ağzımızın tadı kaçtı 
Baldan tuzdan anlayan kim 
Erdalî
 
Olaylar karşısındaki çaresizliği ve boyun eğmeyi Âşık Sefil Selimî "sıcak pişmiş yemek gibi tuza boyun eğer oldum" deyişiyle ifade eder:
 
Sıcak pişmiş yemek gibi 
Tuza boyun eğer oldum 
Ateşim sönmek üzere 
Köze boyun eğer oldum 
 
Sefil Selimî
 
Maksut Koca, ehil olmayan kişilerin yapacağı işlerin yaraya tuz basmak gibi olumsuz etki yapacağını vurgular:
 
Bir derdini bilmeyene söylersen 
Cahili getirip kamil eylersen 
Naşiyi getirip tabip eylersen 
Çıban eksik olmaz tuz eksik olmaz 
 
Maksut Koca
 
Her şeyin olması gereken yerde güzel durduğunu belirten Torunî "buzda tuzda aramak" tabirini bir şeyi olması gereken yerde aramamak anlamında kullanır.
 
Der Nusret Torûnî gönlünü doldur 
Acayip hâl oldu bu nasıl hâldir 
Büz yerinde gül dalında güzeldir 
Buzda tuzda arıyorum boşuna 
 
Torunî
 
Bazı nesneler tuzlanarak kullanılır, bu şekilde bozulması önlenir. Âşık Dündar buna telmih ederek "er meydanında tuzlanmayın" der, yani yalan ve yanlış işler yaparak bunu tuzla kapatmaya karşı çıkar; 
 
Melül melül bakmayasın 
Yalan yanlış atmayasın 
Yalan yanlış kokmayasın 
Tuzlanmayın er meydanı 
 
Dündar
 
Halk şiirinin güzel örneklerinden olan bir atışma sırasında rakibine "Çorbaya tuz at" diye seslenen Âşık Bekir Sâlim sonuçtaoluşacak edebi eseri bir çorbaya benzetir:
Gerçi korkacağım amma 
Gel yüzünü de göreyim 
Bir çorba pişireceğiz 
At tuzunu da göreyim 
Bekir Sâlim
 
Âşık İmamî, "Tuzumuz Rahmânî olsun" deyişiyle yapılacak işlerdeki güzelliklerin ilahiliğine işaret eder ve bu ilahiliği bekler:
 
Ey erenler bu sayfada 
Tuzumuz Rahmânî olsun 
Basiret bakmasın ya da 
Gözümüz Rahmânî olsun 
 
İmamî
 
Görüldüğü gibi halk şairlerimiz tuzla ilgili söyleyişlerinde oluşturdukları mazmun ve deyimlerle güzel deyişler oluşturmuşlardır.
Detaylı bir tarama yapıldığında örneklerin daha da zenginleşeceği muhakkaktır. Halk şiirleri sözlü kültürle yayıldığından dilimize ve kültürümüze ait söyleyişler en eski halleriyle dilden dile aktarılarak zamanımıza kadar getirilmektedir. Söyleyişlerin orijinalliği ve kalıcılığı açısından bu da bir avantaj sağlamaktadır. Bu tür söyleyişlerin tespiti dilimizin ifade ve kültür zenginliğine katkıda bulunacaktır.



( 3840 Okunma )