Sözlüklerimizde Tuz
Sözlüklerimizde Tuz

Sözlüklerimizde Tuz

 

"Tat vermek veya korumak için yiyeceklere konulan deniz suyu tadında beyaz madde; kimyada adı sodyum klorür olup ya kütle halinde bulunur (kaya tuzu) veya içinde içinde erimiş bulunduğu sulardan çıkarılır. Mecazi olarak lezzet ve tat anlamlarında" kullanılmaktadır.
Kamus-ı Türkî'de «Tuz ekmek; nimet, ihsan, nan u nemek, tuz ekmek hakkı; şükran minnettarlık» şeklinde açıklanmıştır. Halk şiirimizde tuzla ilgili en sık kullanılan söyleyiş Tuz Ekmek Hakkı deyimidir. Prof. Dr. Şükrü Elçin "Tuz Ekmek Hakkı Deyimi Üzerine adlı makalesiyle bu deyimin kullanılışına dikkat çekerek, deyimin tarihi eserlerde, edebi eserlerde ve halk edebiyatı mahsullerinde kullanılışı ile ilgili genel bilgi vermiştir. 
Tuz ve tuzdan türetilen söyleyişlerin halk şiirimizde ne şekilde ve hangi anlamlarda kullanıldığı aşağıdaki örneklerde yer almaktadır. 

«Deyimler ulusal damga taşıyan dil varlıklarıdır. Ulusun söz yaratma gücünden doğar. Her deyim hoş bir buluştur. Bir küçük söz dağarcığına koca bir anlam sığdırılmıştır. En uçucu kavramlar en ince hayaller en güzel benzetmeler çeşit çeşit mecazlar ve söz ustalıkları mini mini bir deyimin yapı harçları arasında parlar »


Deyimler toplumun malı olan en eski sözlerdir. 


«Deyim genel dilin malı olan sözdür. Bir kavram bir durumu ya çekici bir anlatım ya da özel bir yapı içinde belirten ve çoğunun gerçek anlamlarından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da tümcedir » Tuz ekmek hakkı deyimi «Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse üzerindeki hakkı ya da söz konusu kişinin ona duyduğu gönül borcu » , "Sofrasında yemek yediği ve iyiliklerini gördüğü kimsenin kendisi üzerinde bulunduğu kabul edilen hak, duygusal borç" anlamında kullanıla gelmiştir.


«Türklerin tarihine edebiyatına ve folkloruna giren tuz ekmek hakkı dostluk, vefa, arkadaşlık, sadakat, insanlık, samimiyet, mertlik, dürüstlük gibi kavramları içine alan zengin bir klişedir.»
Tuzla ilgili 'Tuz ekmek olsun; bizim yediklerimizden size de sunuyorum, yiyin de aramızda yakın dostluk oluşsun' anlamında kullanılmaktadır.


Deyimlerle ilgili sözlüklerde tuzla ilgili olarak şunlar yer almaktadır.

«tuz biber ekmek, tuzla buz etmek, tuzlayayım da kokma, tuzluya mal olmak, tuzluya oturmak, tuzluya patlamak, tuzsuz helva gibi sallanmak, tuzu kuru» , «tuzsuz helva gibi sallanmak, tuz yemiş tavuk gibi düşünmek, tuz yumurtlamak » ,tuzdan tuz suyu çıkar (Sözlük 1996: 196), "tuz devesi gibi köpürdemek, tuz ekmek olsun, tuzu kurtlanmak, tuzunu küle katmak, tuz yerine buz yalamak, tuz yüküyle buz yükünün arasında yatasın", "ekmeğinin tuzu olmamak, ekmeğim atbaşı tuzum gözünü köretsin" , "çorbada tuzu bulunmak, açık yaraya tuz ekilmez ,aç tuz ile tuz oran ile, balık (et) kokarsa tuzlanır, ya tuz kokarsa ne yapılır", "tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin, tadı tuzu kalmamak, tatsız tutsuz" söyleyişleri Türkçemizde kullanılmaktadır. İçinde tuz sözcüğünün ve tuzla ilgili söyleyişlerin bulunduğu yüze yakın deyim ve atasözümüz bulunmaktadır. Deyim ve atasözlerimizde bu denli yer alan ve kullanılan tuzla ilgili deyişlerin en güzel örneklerine doğal olarak halk şiirimizde rastlarız.


Birbirine bir şekilde hakkı geçen, birlikte yiyip içen insanlar bir müddet sonra ayrılacakları zaman helalleşme ihtiyacı duyarlar.
Bu tür kişiler arasında samimiyet ve arkadaşlık ileri seviyededir. Bunların mutlaka birbirine çeşitli maddi ve manevi katkıları olmuştur. Bu katkılara, bir başka tabirle birbirine hak geçme meselesine karşılık olarak tuz ekmek hakkı ifadesi kullanılmıştır.
Şiirlerde tuz ekmek hakkı Farsça söyleşişiyle nân u nemek hakkının unutulmaması gerektiği vurgulanır. Halk şairi genellikle bir yerden ayrılırken başta sevgilisi olmak üzere dostlarıyla helalleşirken tuz ekmek helalliği diler.


Karacaoğlan bir şiirinde tuz ekmek hakkının helal edilmesini şu şekilde ister:


Yeni geldi Arap atın sökünü 
Seyir eyle sağa sola bükeni 
Helal edin tuz ekmeğin hakkını 
Varamıyom beni burda eyler var 


Kerem ile Aslı hikâyesinde de 'tuz ekmek' deyimi ile ilgili manzum ve mensur bölümlerde şu söyleyişler yer almaktadır;
'Tuz ekmek hakkı bilmeyenin ardına düşüp de ne yapacaksın' , 'Az gittiler uz gittiler,susadıkça soğuk sular su içerek, acıktıkça tuz ekmek yiyerek günlerce yol gittiler', 'Öyle bir can ciğer oldular ki birbirinden kız alıp veriyor, tuz alıp veriyorlardı' 
Tuz ekmek hakkı bilmeyenler için de hikâyede 'tuz ekmek haini' ifadesi kullanılır.
Manzum bölümlerde tuz ekmek hakkı deyimi şu şekilde kullanılmıştır: 


Tuz ekmek yediğim kavim kardeşler 
Nedir bu feleğin ettiği işler 
Gözümden akıttım kan ile yaşlar 
Gelin helallaşın ben gider oldum


Tuz kavramı, 6 bin yıl kadar önceki 'yaratılış' anlatımlarının ilk temel kavramları arasında yer alıyordu: Başlangıçta sadece "tatlı su" ve "tuzlu su" vardı! Mezopotamyanın eski tarihinin bu anlatım tarzı, kullanılan kavramları değişmiş olsa da, temelde aynı şekilde eski Yunan yaratılış anlatımlarında da yer alır. O döneme ait toplumlardan birisi olan,'Sümer’ler denilen toplum da kendisini "toprağın tuzu" olarak da tanımlıyordu. Bu tanımın, Yeni Ahit'te İsa’nın ağzından tekrarlatıldığını, eski kavramsal gelenek sürdürülmüştür.

Abraham döneminde ise, Tanri, kızdığı Lut kavmini "tuzla buz etme" yoluyla bir cezalandırma biçimini tercih etmişti. Musa dönemine ilişkin Levitik yasalarda, Tanrı, "tuz" konusuna özel önem veriyor, "ekmek ve tahıl sunular"ın her birini tuzlamak; Bu tür sunuların üzerinden tanrıyla olan anlaşmanın tuzunu eksik etmemek; Bütün sunuların üzerine tuz dökmek... gibi noktalarda kavmine özel direktifler veriyordu.
Günümüzde de Hıristiyanlığın kutsal vaftizinde, imanlının diline bir parça kutsanmış tuz değdirmek, imanlı ile tanrı arasındaki kutsal bağları güçlendiriyor diye yorumlanıyor olmalıdır.

Bütün bunlar, "tuz" ile ilgili inanç, kavram ve uygulama kalıntılarının, sokaktaki insanın değerlendirmelerinden daha farklı bir şekilde ele alınarak yorumlanmasının gerekli olduğunu gösteren bir kaç işarettir sadece.
Bilindiği gibi tuz Shakespeare'in King Lear adlı dramasında da pek önemli bir rol oynamıştı, fakat dünyanın her köşesinde klasikler ortaya çıkmadan daha halk edebiyatta mevcutmuş.
Eski Türkçe'deki tu:z (?d-) 'salt' kelimesinin anlamına Sir Gerard Clauson sözlüğünde bazen mecazi olarak kullanmakta sözünü eklemişti. Diğer Altay dillerinden Klasik Moğolca'daki şekli dabusu(n)ve onun devamı olarak kabul edilebilen bugünkü Moğolca'da davs(an)'dır. Daha eski Uygur Türkçe'sinde tuz satanın adı tuzçı olarak bilinmektedir.
Sa`di'nın Gulistân adlı eserini 4üncü asırdaki Türk yazarın Horasan Türkçe'sine çevirdiği metninde kelime böyle geçmekte (31r):(avcılar geyik avladılar, ancak) tuz yoq idi. bir qul kentka bardi kim tuz ketürgay.


Altın tas içinde kınam ezilsin 
Kökyüzünde peştemalım süzülsün 
Emsalım gızlar yanı başıma dizilsin. 
İstanbul'dan aldım yaprak kınayı 
Yakma yenge, yakma tuzsuz kınayı 
Akdır ellerim kınanızı istemez (istemem) 
Karadır gözlerim sürme istemez 


Kına yakma geleneğinde tuzlu kına daha değerli, en azından daha pahalı sayılmaktadır.
Deveci deveci 
Develeri goşanmış (kuşanmış) 
Gıvgıdı guşak guşanmış 
Unum yok, tuzum yok 
Sana vercek (verecek) gızım yok 
Gıvgıdı guşak, guşanmıs (Sipos 1995: No270)


Deveciye kızını verme niyetinde bulunmayan bir velinin sözleri arasına tuz da girmiştir.
'Ne unum var ne de tuzum' - der. 


Macar halk edebiyatında tam bu düşüncenin bir paraleline rastladım. Kalotaszeg (Transilvanya- Rumanya):


Nincsen kenyer, nincsen sö - Ne ekmek var ne de tuz
Felesegem sincsen jö! - İyi olan karım da yok!
Majd lesz kenyer, majd lesz sö - Ekmek olacak, tuz da olacak
Felesegem is lesz jö! - İyi olan karım da olacak!



( 8107 Okunma )